KARTAHTASI

Kartahtası (snowboard) konusunda çeşitli bilgiler

Wednesday, January 21, 2009

Uludağ İkinci Bölge



Uludağ'da birbirine hiç benzemese de aynı adla adlandırılan iki farklı kayak merkezi var. Bunlardan Uludağ denilince akla geleni, genellikle 1. bölge. Burada anlatmak istediğim ise 2. bölge. Birinci bölgeden ikinciye arabayla, yürüyerek ve kayarak ulaşmak olanaklı olmasına karşın, gelen ziyaretçilerin çoğu zamanlarını sadece bir tanesinde geçiriyorlar.


Uludağ'a ulaşım seçenekleri çok çeşitli değil. Bursa'da oturmuyorsanız, kendi arabanızla (mesela İstanbul'dan) gelmek istedğinizde, yakıt giderine ilaveten arabalı vapur / hızlı feribot ve mili park giriş ücreti ödemelisiniz ki zaten bunların toplamı, yakıt parasını geçecektir. Tur şirketlerinin günübirlik, haftasonu bir gece konaklamalı ve hafta için birkaç gece konaklamalı seçeneklerinden birisi ile tatil olmayan bir zaman dilimi seçmelisiniz. Buna karşın yine de ödeyeceğiniz para, ülkemizdeki çoğu kayak merkezinden daha yüksek olacaktır.
Mekanik tesislerin tümü için geçerli bir kart satın alarak, bir sefer ücret ödemek ve pistlerin tamamını kullanabilme modeli (1. bölge için bir türlü uygulanamayan) ne yazık ki 2. bölge için de hayata geçirilebilmiş değil. Burada da girişimcilerin ayrı ayrı yatırımlarıyla kendiliğinden şekillenen bir sistem söz konusu.

İkinci bölgede yer alan 4, 5 otelin dışında şu an için fazlaca yapılaşma yok. Bu gerçekten hareketle, çevreye istemeden verilen zararın az olduğunu düşünebilecek iken, böyle olmadığını üzülerek görebiliyoruz: 5 yıldızlı otellerin önünden açıkta akan fosseptik suları, çöp ve atıkların rastegele çevreye saçılması ve karların erimesiyle birlikte ortaya çıkmaları bilinen konular. Bu çevre saldırısının meyvelerini hemen değilse bile bir süre sonra vereceğinden şüphe etmemeliyiz. Örneğin, BUSKİ su havzası kaynaklarına çok yakın bölgelerin artık (Sarıalan, Kaplıkaya dereleri) geri dönülmez ölçüde kirlendiği biliniyor. Yine de saydığımız olumsuzlukların gölgeleyemediği bir doğal güzellik de var ki, tek başına bu bile, doğaya amansız saldırıların ve işbilmezliklerin daha uzun yıllar devam edeceğini gösteriyor.

2. bölgenin pistleri, 1. bölgeden farklı olarak çok daha geniş bir alana yayılmış durumda ve dolayısıyla ortalama eğimler de bu sebepten daha düşük. Bununla birlikte, henüz pist olarak değerlendirilmeyen ama bu potansiyele sahip çok dik bolgeler de var. 2. bölgedeki en uzun pistlere ulaşan ve hat uzunluğu 1989 metre ile kendinden sonra gelen 1850 metrelik Ağaoğlu telesiyejinden daha uzun. Yine ikinci bölgede bulunan ve Kuşaklıkaya'ya ulaşan 1050 metrelik telesiyej de eklendiğinde bile, bu bölgenin potansiyelini kullanabilmek için gerekli mekanik tesislerin çok da yeterli olduğunu söyleyemeyiz. İkinci bölgedeki otellerin önlerinden Maden ve Beden Terbiyesi (BT) pistlerine gidebilmek için düşünülmüş, her biri ortalama 500 metre uzunluğundaki Monte Baia, Kartanesi, Karinna ve Mandıra teleskileri de gerek kapasite, gerekse teknoloji olarak özellikle haftasonları için yeterli değiller. Üstelik, bazı örneklerini diğer kayak merkezlerinde de gördüğümüz gibi, pistlerin bazı bölümlerinde ya da teleskilerin sonlandığı noktalarda, eğim az ya da ters yönde. İş makinalarıyla bir kısmı düzeltilebilecek olan bu hatalar belli ki, işletmecilerin çok umurunda değil henüz.

Maden (*) pisti

Uludağ'daki çok sayıdaki pist arasında, özel olarak anlatılmaya değer bulduğum bu pistten söz etmek istiyorum. Madene çıkan telesiyej çok modern (iniş ve binişlerde dörtlü sandalye, halattan ayrılarak yavaşlıyor) ve oldukça hızlı olmasına karşın bu uzun mesafeyi _zaman zaman da durarak_ 6 - 7 dakikada alıyor ve son kısımlarında hava koşullarına da bağlı olarak üşüyorsunuz. Kapalı kabinli olması durumunda daha konforlu olabilecek bu telesiyej, rüzgar ya da maliyet gerekçeleriyle üstü açık yapılmış.

GPS kaydıyla el edilen Maden telesiyeji güzergahına ve tipik bir iniş rotasına bu adresteki dosyayı Google Earth uygulamasında açarak bakabilirsiniz. İşletim ve bakım kriterleri söz konusu olduğunda, BT'ne ait diğer iki kişilik telesiyeje göre mükemmel durumda. BT telesiyeji ise, 1970'lerden kalma ve bakımlı olmadığı izlenimini veriyor. Çok yavaş hareket ettiği için, Maden rotasının yarı uzunluğundaki bir yolu daha da uzun bir zamanda kat ettiği de söylenebilir. Mecbur kalmadıkça, bu telesiyeji kullanmamakta yarar var, yetkililer can güvenliği konusunu da göz önüne alarak, bu telesiyeji derhal kapatmalı.

Maden pistinde, pist dışında rüzgarın şekillendirdiği ve kaymayı bir miktar güçleştiren bölgeleri işaretlemek düşünülebilir. Çanağın içinde kalan yerlerde işaretleme gerektiren çok sayıda kaymaya elverişsiz ya da tehlike yaratabilecek kısıma ilaveten özellikle ani bastıran sis nedeniyle yolunu kaybedecekleri engellemek amacıyla pistin Kuzey ve Kuzey-Doğu taraflarının işaretlenmesi (ya da bariyerlerle kapatılması) gerekiyor. Aksi takdirde, üzücü olayların önüne geçilmesi ne yazık ki mümkün değil.

Uludağ için ortalama bir kar kalınlığı verilse de, gördüğümüz kadarıyla, bu değer genellikle karın en çok yığıldığı ve rüzgarla savrulmadığı uygun bir yerinden alınıyor. Oysa 2. bölge, tamamen korunaksız dağ koşullarının etkisi altında ve bazı yerlerde (tıpkı Palandöken’de olduğu gibi) kar yerde tutunamıyor.
Genel olarak Maden, pist dışında kaymak için uygun. Sadece, eğimin yeterli olduğu bir rotayı seçerek pistten ayrılmak gerekiyor. Aksi halde telesiyejin başlangıç noktasına yürümek gerekebilir. Gerçi karın batmadığı zamanlar için büyük bir sakınca değil. Tüm çanağın içinde, en alçak noktaya doğru karların altından akan ufak derelerin kenarlarına yaklaşırken, özelikle mevsim sonlarına doğru dikkatli olmakta da yarar var. Aynı şekilde hızla yaklaşırken farkedilmesi güç ve kar seviyesinin en üstüne kadar çıkmış taşlık kısımlar ve yüzeye yakın bitki örtüsü de tehlike yaratabilir. Buralarda kaymak isteyen herkesin mutlaka kask takması ve son derece dikkatli olmasında da yarar var.


(*) Uludağ'daki Wolfram madeninin halen Eti Bakır A.Ş. uhdesinde olduğunu, 1987'de verilen ruhsat süresinin 2018'de dolacağını belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanı Hilmi Güler, Maden İşleri Genel Müdürülğü kayıtlarında şirketin geçici tatil talebi bulunduğunu açıkladı. Şirketin 2004'te satışı yapılarak özelleştiğini anlatan bakan Güler, cevabında şu ifadelere yer verdi: 'Bursa ili dahilindeki wolfram sahasının ruhsat hakları Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürülğü'nün ihalesini kazanan Eti Bakır A.Ş.'ye devri 2006'da yapılmıştır. Saha halen bu şirketin tasarrufu altındadır. Söz konusu maden işletmesinde üretim 1989 yılında durdurulmuş ve tesisler 2004'te özelleştirilerek satılmıştır. Bu nedenle madenin işletilmesi ile ilgili değerlendirmelerin ruhsat sahibi özel sektör kuruluşu tarafnıdan yapılması gerekiyor. Ülkemizde Bursa-Uludağ, Elazığ-Kebandere-Soğanlıköy-Nallıziyaret, Çanakkale-Çakıroba-Hamdibey, Niğde-Gümüşler ve Yozgat-Akmağdeni yatakları en önemlileri olmak üzere toplam 28 yatakta wolfram cevherleşmeleri belirlenmiştir. Bu yatakların en önemlisi 1977'den 1989 yılına kadar işletilen Uludağ şelit yatağıdır. Bursa Uludağ'da görünür ton miktarı 5 milyon 629 bin 136 ton, muhtemel ton miktarı 4 milyon 967 bin ton, mümkün ton miktarı ise 3 milyon 788 bin ton olmak üzere toplam rezerv 14 milyon 384 bin 336 tondur. Dünya toplam rezervi 3 milyon 300 bin ton wolfram içeriği olarak, bunun 2 milyon 42 bin tonu işletilebilir rezerv olarak tahmin ediliyor. Türkiye wolfram rezervi 64 bin 149 ton wolfram içeriği olup, dünya toplam rezervinin yaklaşık yüzde 2'sine sahiptir. Dünya wolfram kaynaklarının yüzde 27.5'i gelişmiş ülkelerde, yüzde 15.2'si gelişmekte olan ülkelerde, yüzde 57.3'ü ise Çin ve Rusya'da bulunmaktadır.'

Labels: , , , ,

Monday, March 28, 2005

Tahta seçimi ve bağlama açıları

Tahta boyu konusunda 'çene hizasında' olarak bilinen inanış, çoğunluğun gereğinden kısa tahtalara yönelmesiye sonuçlandı. Bu yönelişte hoplama / zıplama, rampa atlama / rail kayma amaçlarına kısa tahtaların daha uygun olması yanında, üreticilerin / ithalatçıların kısa tahtaları piyasaya sürmelerinin de önemli etkisi var. Tahtanın 'boyu' ya da daha doğru ifade ile 'etkili kenar uzunluğu', diğer değişkenlerde de göreceğimiz gibi artması ya da azalması durumunda çeşitli kazanç veya kayıplara yol açan önemli bir değişkendir. Bir tahtanın boyu / etkili kenar uzunluğu arttıkça;
+ kenar tutuşu kolaylaşır,
+ belirli bir genişlik için, toz karda yüzerlik artar,
+ yüksek hızlarda karalılık ve hakimiyet artar,
+ denge artar,
- kısa dönüşler zorlaşmaya başlar,
Bu parametrelere bakarak, bizim için mümkün olan en uzun tahtayı kullanmalıyız yargısına varabiliriz. Ama devamında göz önüne alınması gereken başka değişkenler de var: Örneğin, ağırlığımız. Her üretici, belirli tahta modelleri için bir aralıkta değişen kullanıcı limitleri vermektedir. Eğer bu aralığın alt limitlerine yakınsak, bu tahtayı gereği kadar esnetemeyeceğimizi, üst limitlerine yakınsak da gereğinden fazla esneteceğimizi düşünebiliriz. Bunun sonucu olarak da tahtanın 'hissi' tasarımcıların öngörülerinden farklı olacaktır: Yeterince 'canlı' olmayan bir tahta ya da 'ağırlığımızla şekil değiştiren hatta kırılan bir tahta'. Genelde, tahta boyu uzadıkça, bu ağırlık limitleri de yukarı doğru taşınmaktadır. Dolayısıyla, bu da uzun tahtalar için bir başka nedendir.
Kenar-kesim Yarıçapı
Gerek kayaklar, gerekse tahtalar için [metre] birimiyle tanımlanmış bir değişken de budur. Küçük kenar-kesim yarıçapı, dönüşleri daha 'keskin' yapabilmemizi sağlar. Aksi şekilde, kenar-kesim yarıçapı büyükse (>11 m) bu sefer de tahtayı döndürmek için yüksek hız + kenara daha fazla kuvvet gerekir ki, bunun da gerektiği durumlar vardır. Düşük kenar-kesim yarıçaplı bir tahta ile dik bir yamaçta, sert bir kar/buz tabakası var iken inmeye çalıştığınızı düşünün. Tahtanızın etkili kenarı oldukça azalacaktır bu durumda. Çünkü, eğrilikten dolayı, çeliklerin sadece bir kısmı zemini 'kesebilecektir'. Aynı şekilde uzun kenar-kesim yarıçapının da uygun olmadığı durumlar olabilir: Kalabalık bir pistte, ağaçlar arasında kaymak gibi.
Taper
Tahtanın burun ve kuyruk kısımlarının farklı genişlikte tasarlanarak, bolkarda kuyruğun batarak, burunun da yukarı çıkabilmesine olanak sağlayan tasarım parametresidir. Bu şekilde yapılandırılmış tahtalarda (örn. Burton Fish) ön kısımın genişliği arka taraftan 70 - 90 mm kadar fazla olabilir.
Tahtaları tanımlarken, freestyle, freeride, all-mountain gibi belirsiz ifadelerin kullanılmasına yol açan parametrelerden bazıları da bunlardır.
Bağlama açıları
Bu açılar kişiden kişiye hatta bir kişi için de durumdan duruma değişebilir. Fakat, bazı sınırlamalar vardır ki, bunları her durumda gözetmek zorunda kalırız:
  • Ön ve arka ayak arasında olması gereken minimum açı farkı: İleri duruş için, bu iki açı arasında 15 derece'den daha az bir fark olursa, gerekli döndürme momentini oluşturmak zorlaşmaya başlar.
  • Boot-out için gözetilmesi gereken en küçük açı: Belirli bir tahta genişliği ve ayakkabı büyüklüğü için açıyı ne kadar daraltabileceğimizin ölçüsü, topuğun ya da burun dışarı taşarak dönüşler sırasında takılarak düşmemize yol açacağı açıdan daha küçük olmamalıdır.
  • Yanal kuvvet uygulayamayacağımız kadar büyük açılar: Bir tahtanın kenar çeliklerine, yumuşak ayakkabılarlala, yanal baskı iletemeyeceğimiz için bu açı 35 derece ile sınırlandırılmıştır. Bağlama açımızı 45 ya da daha büyük bir değere getirirsek, bu sefer de çeliklere baskı uygulayarak tahtayı kontrol etmek olanaksız hale gelmeye başlar.
Yeni başlayanlar, kenarlara maksimum moment uygulayabilecekleri +24/+9 ya da +15/-15 gibi açıları seçmelidirler. Daha sonra kendilerine en uygun açıyı deneme yanılma yoluyla zaman içinde bulabilirler.

Monday, March 21, 2005

DAVRAZ




Davraz Kış Sporları Turizm Merkezi’ne, Isparta’dan 19 Mart 2005 Cumartesi günü 30 TL ödeyerek tuttuğumuz taksi ile saat 9.00 civarında ulaştık. Kendi arabası ya da turla gitmeyip bu şekilde ‘Nasıl olursa bir araç bulabilirim’ diye düşünüyorsanız, Isparta – Davraz arasında tarifeli bir ulaşımın henüz başlamamış olduğuna dikkat edin. Yol, yer yer bozuk olmasına karşın yine de genelde düzgün ve geniş. Kışın sis, buzlanma veya kar yağışı altında kenarda bariyer olmayan kısımların tehlike oluşturması muhtemel, herhalde bir süre sonra bir önlem alınacaktır. Kayak merkezinin alt kısımlarında düzlüğe doğru yayılan iki otelden birisi bitmiş (üniversite konukevi), diğeri henüz kaba inşaat aşamasında ve 29 Ekim’de tamamlanacak, bunların dışında yakınlarda ufak bir cafe, kayak odası, kayak merkezinin 50 yataklı konaklama tesisi dışında fazlaca yapılaşma yok. Planlanan inşaatlar sonrasında bu görüntünün epeyce değişeceği tahmin edilebilir.
Mekanik tesislerden başlarsak, yanyana iki kişinin oturabileceği telesiyej günlük 45 TL karşılığında oldukça sorunsuz olarak hizmet veriyor, fazla hızlanıp yavaşlatılmadan oldukça iyi şekilde çalıştırılıyor. Sabahın erken saatlerde bile çalıştırılmaya başlandığını bizzat gördük. Bu telesiyejin bittiği noktada ikinci bir cafe (ilkinden daha büyük), bir baz istasyonu anteni görülüyor. Ayrıca Eğirdir gölünün muhteşem manzarasını da unutmamak gerekir. Telesiyej hattı, genişliği yer yer 1.5 km kadar olan pistin, çıkışa göre sağ tarafına yakın devam ediyor ve kar azlığı nedeniyle şu anda işlevsel olmayan bir ara istasyonda da inme olanağı sağlıyor. Pistin alt kesimlerinde hem eğim hem de kar oldukça az. Olağan koşullarda tesis planlanırken bunun gözden kaçırılmış olmasından çok, 2005 yılındaki olağanüstü sıcak iklim koşullarından olsa gerek diye düşünüyoruz. Mekanik tesislerden ikincisine ulaşmak için, telesiyejin bittiği noktadan ileriye doğru önce çok hafifçe tırmanmanız daha sonra da düz ya da zaman zaman yokuş aşağıya inen 250 metrelik yolu katetmeniz gerekiyor. Burası gerek kar koşulları gerekse hissedeceğiniz Toros dağlarının tipik coğrafyası açısından aşağıdan oldukça farklı: Koyu lacivert gökyüzü, rüzgarın esmediği kuytu bölgelerdeki sessizlik, 360 derece çevrenizde yükselen alp coğrafyası, aşırı dik kulvarlara birbirine bağlanan yüksek geçitler, vbg. Yukarıdaki teleskinin başlangıcına yakın üçüncü bir cafe daha var ki, neredeyse çatısına kadar karlara gömüldüğü göz önüne alınırsa bunun da dağ ve kış sporlarıyla ilgisi sadece teorik olarak var olan uzmanlarca yapıldığını düşünüyoruz. (bu arada ne hikmetse, arz–talep işleyişine ters olarak bu cafe, diğer ikisinden de büyük yapılmış) Yukarıdaki telesiyejin niçin çalıştırılamadığı, yakına doğru ilerledikçe görülüyor: Hattın 5. ve 6. direkleri, neredeyse tamamına kadar kara gömülü durumda ve üzerindeki çelik halat bazı yerlerde yere 30 – 40 cm kadar yaklaşmış. Bu durumda telesiyej hattı boyunca oldukça zor ve zahmetli şekilde, snowtruck yardımıyla burayı ‘kazmak’ gerekecek ki yetkililerin de planladıklarının bu olduğunu daha sonra hayretle öğreniyoruz! Yurdumuzda başka yerlerde de örneklerini gördüğümüz gibi, bu hattın bulunduğu yerden alınarak, solundaki yamaca ya da daha ileride sırta taşınması gibi bir çözüme gitmek gerekecek! Bu haliyle, dağa yatırım yapılmış ve istenilen fayda sağlanamadığı gibi, çirkin bir eser ortaya konulmuş.
Telesiyej hattının hemen solundaki eğimden, sabah 09:30 gibi başladığımız yürüyüşün yarım saat sonrasında, hattın sonundaki kulübeyi geçerek içinde bulunduğumuz çanağın içerisine doğru tırmanmaya başlıyoruz. Zemin sabah saatlerinin de etkisiye oldukça sert olmasına karşın, krampon gerektirmeyecek ve soft boot’lara iz açabilecek kadar iyi. Rüzgarın sıkıştırdığı (wind blown) yüzey, ağırlığımızla zaman zaman ürkütücü sesler çıkartarak geniş paneller halinde göçüyor. Eğimin uygun olduğu bir yerde, snowboardu çantadan çözüp, eğime neredeyse paralel olarak kaymaya başlıyoruz. Board’un sadece sağ kenar çelikleri ve ufak bir yüzeyinin temas ettiği yüzeyden çatırtılar çıkmasına karşın, kenar tutmada herhangi bir sorunla karşılaşmadan 800 metre kadar düz kaydıktan sonra, gözümüzün kesiği ilk yamaçta yokuş aşağıya dönerek iyice hızlanıyoruz. Daha sonra slalom kayarak hızımızı biraz daha azaltıp, diğer insanların kaydığı birinci piste ulaşıyoruz. Bu şekilde kayıldığında toplam olarak 1.5 km kadar yol alınıyor. Mekanik tesisler birbirine eklemeli olarak planlanıp inşa edilebilse, bu mesafe kolaylıkla 3 - 4 km’ye kadar çıkabilir. Yukarıdaki telesiyejin bitişinden itibaren ‘çığ bölgesi’ olarak işaret edilen (ki buradan çığ düşmesi eğimin fazlalığı ve buranın bir sıkışma bölgesi olması nedeniyle pek mümkün görünmüyor) bölge ve yukarıdaki dev çanağın etrafı, ekstrem kayak / board kayacaklar için neredeyse bir cennet. Buralara yutkunarak bakıyoruz ama yanımızda teknik malzeme yok ve zaten bol karla kaplı olmayan kulvarlardan iniş, bizlerin teknik seviyesinin biraz üzerinde. Burasının eşdeğeri bir bölgenin ülkemizdeki kayak tesisleri içinde olmadığı söylenebilir. 1, 2 saatlik yürüyüş ve tırmanışlarla sözünü ettiğimiz bu ekstrem rotalardan yararlanmak mümkün. Bolkar dağları ile birlikte Davraz’ın tur kayağı için de mükemmel arazi koşullarına sahip. Telesiyej sonrasında tur kayağı ile hareket ederek, batı yönüne doğru tırmandıktan sonra güneye yönelerek zirvelerin üzerinde kalan sırtı aşarak tekrar başlangıç noktasına aynı gün içinde dönülebilir. Şimdiye kadar Uludağ, Kartalkaya gibi bilinen yerlerde kaydıysanız ve Davraz’ı da görmek istiyorsanız sonuç olarak olumlu ve olumsuz yönlerini şu şekilde sıralayabiliriz;


(+) Dağ atmosferini en iyi şekilde yansıtan kayak merkezi. Pist dışı kayacaklar için kusursuz rotalar barındırıyor. Doğal güzellikler ve diğer turizm merkezlerine çok yakın, buradan çevreye günübirlik geziler yapılması pratik olarak mümkün.

(-) Mekanik tesislerin geliştirilmesi gerekiyor, telesiyej direklerinden yapılan müzik yayını gereksiz ve de rahatsız edici, bunun yerine direklerin bir kaçına  kamera konularak, kar ve hava koşulları konusunda bilgi verilebilir. Teleski ile Telesiyej hatının birleştirilmesi gerekli, 624 metrelik teleski hattının konumu değiştirilmeli. Tesislerdeki konaklama ve ulaşım olanakları yeterli değil, daha da geliştirilmeli. Günübirlik gelenlere sunulan hizbüyükmetler çok yetersiz. Özellikle telesiyejin olduğu pistte basit arazi düzenlemeleriyle half-pipe vbg. yapmak mümkün iken bu olanaklar değerlendirilmemiş.

Wednesday, February 09, 2005

Kartahtasını kim buldu?



kaynak

7 Şubat 2005— Ayder Yaylası’nda, Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı ve Sağlık İl Müdürü Hakan Diren’in de katıldığı tanıtım sırasında, yabancı kayakçılar üzme tahtası (kayma tahtası) ile kaymayı denediler. Belediye Başkanı Bakırcı, Kaçkar Dağları’nda heliski yapmak için bölgeye gelen turistlerin kayak aletlerinin, Meşe Köyü’nde kullanılan kayma tahtasına benzerliğini fark ettiğini belirtti.
YÜZYILLARDIR KULLANILIYOR
Bundan kayakçılara bahsettiğini, onların da bu ilginç kayak aletini tanımak istediklerini ifade eden Bakırcı, “Biz de o köyden birkaç arkadaşla buraya geldik ve bu kayak aletini turistlere gösterdik. Bu alet Meşe Köyü’nde yüzyıllardır kullanılıyor. Bu da kayağın bölgemizde çok eski bir tarihinin olduğunu gösteriyor. Muhtemeldir ki, snowboardun mucidi Meşe köylüler, Karadenizliler, yani Türklerdir” dedi.
KÖYDE HER VATANDAŞIMIZ KULLANIR
Meşe Köyü’nden Ali Kara ise üzme tahtasını atalarının yüzyıllardır ulaşım amaçlı olarak kullandığını belirterek, “Eskiden yol olmadığı için hem ulaşım hem de spor amaçlı kullanılıyordu. Hala köyümüzde her vatandaş bunları spor amaçlı kullanır. Yabancılar bizim tahtamızı biraz daha geliştirmişler ve snowboard yapmışlar. Biz bunu çok eskidenberi kullanıyoruz, ama onlar gibi geliştirememişiz” dedi.
SNOWBOARD’UN MUCİDİ TÜRKLER
Meşe köylülerinin kayma tahtasını çok ilginç ve eğlenceli bulduklarını söyleyen profesyonel kayakçı Alman Ueli Kestemolz ise “Snowbord'a oranla kontrolü zor olan kayma tahtasına alışmakta zorluk çekmedim. Bir gün snowboardın tarihi yazılmak istenirse bu ilginç aletten başlanmalıdır. Galiba snowboard'un mucidi Türkler” diye konuştu.

Kaynak

Tuesday, January 18, 2005

Tahta ayarları (board tuning)

Bir tahtanın kullanıcıya göre değiştirilebilecek çok sayıdaki ayarından birisi de kenarlarda bulunan çeliklerin bilenmesi ve açılarının değiştirilmesidir. Kenar çelikleri, fabrika çıkışında (eğer bir başka istekle değiştirilmediyse) birbirlerine 90 derece açı yapan iki dik kenardan meydana gelirler. Bu kenarlardan, yer düzlemine dik olanına yan açı (side angle) diğerine de alt açı (base angle) adı verilir.
Alt açı hiç değiştirilmez, yan açı bir miktar (86 – 89 derece olacak şekilde) azaltılırsa, dönüşlerinizdeki tutuşu arttıracak bir kenar tutuşu elde edersiniz ki, bu da kontrolü arttırır.
Alt açı 0 dereceden daha büyük (1 ila 4 derece), yan açı 0 derece olursa, bu kez tahtanın tutuşu bir miktar azalır, hızını bir miktar artar ve dönüşleriniz biraz daha kolaylaşır. Son olarak alt açı sıfır dereceden büyük, yan açı ise 90 dereceden küçük olduğu durumda ise, hem bir miktar hız artışı ve dönüş kolalığı hem de bir miktar dönüşlerde kenar tutuş artımı kazanılacaktır.
Yeni başlayanlar ve sadece 2, 3 sezondur kayanların, kenar çeliklerinin fabrika çıkış ayarlarını değiştirmeleri pek önerilmez. Bu değişikliklerin yapılması, daha ileri düzey kayanlar için uygun olur.

Sunday, January 16, 2005

Bazı Temel Bilgiler

Bağlama Açıları

Snowboard bağlamalarının takılması ve ayarlanması söz konusu olduğunda neyi niçin yapacağınıza karar vere bilecek kadar ön bilgiye sahip olmamız gerekmekte. Bu yazıda bu bilgileri (yüzeysel / kişisel de olsa) vermeye çalışacağım.

Bağlama açıları, snowboard’ın uzun kenarına dik olarak tanımlanan ve genellikle ön ayak ve arka ayak için sırasıyla, +21/+6 formatında yazılan değerlerdir. Bu notasyon ile, öndeki bağlamanın, uzun kenara dik olarak çizilecek sanal bir eksene saat dönüşünün aksi yönünde 21 derece bir açı yaptığını, diğer bağlamanın ise, aynı şekilde + 6 derecelik bir açı ile monte edilmiş olduğunu anlamalıyız.

Snowboard üzerindeki duruşun (stance) resmi bir sınıflandırması olmamasına karşın, bunları kabaca Alp (Alpine) duruşu, ileri (forward) duruş ve ördek (duck) şeklinde gibi üçe ayırmak yanlış olmayacaktır.

Alp duruşu (Alpine stance)

Bu duruş, yarış ya da carving tahtaları için kullanılmaktadır. Bu tür tahtalar oldukça dardır ve kuyrukları da dikdörtgen şeklinde kesilmiştir. Bu sebepten ön ve arka bağlama açıları +70 ile + 35 dereceler arasında değişmektedir. Açıları genellikle, belirli bir tahta geometrisi ve ayakkabı büyüklüğü kombinasyonunun belirlediği sınırlar içinde, topuk ve burun sürtmesine yol açmayacak şekilde değişebilmektedir. Dönüşlerde iyi bir kontrol sağlayabilmek için ön ve arka bağlama açıları arasında en az 5 derecelik bir açı farkı olması önerilmektedir.

İleri duruş (forward stance)

Serbest kayış (free ride) / serbest stil (free style) tahtalarında en çok tercih edilen duruş şeklidir. Ön bağlama açısı + 40 ile +15 derece arasında değişmekte iken, arka bağlama ise +30 ve 0 arasındadır. Ön ve arka bağlama arasındaki açı farkını çok fazla büyütmek (mesela 21 dereceden fazla) önerilmez. Çok sık kullanılan bir tüm dağ (all mountain) ayarı +21 / +6 şeklindedir. Diğer bir karving amaçlı duruş da +30/+15 şeklindedir ve bu açıların ilk öğrenenler için de uygun olduğu savunulmaktadır.

Ördek duruşu (Duck Stance)

Bu genellikle yarım boru (half pipe) pistlerinde görmeyi umacağınız bir duruş şeklidir. Ördek duruşunda ön ayak + 30 derece ile 0 derece arasındayken arka ayak ise –1 derece ile –20 derece arasında değişmektedir. Çok görülen ayarlar, +18/-6 ve +15/-15 şeklindedir.

Hangi açıları kullanmalısınız?

Bu soruya verilebilecek en basit yanıt, deneyerek sizin için en uygun olduğunu düşündüğünüz açıyı kullanmanızdır. Fakat sizi sınırlayacak çeşitli kısıtları gözünüzden uzak tutmayın: Kullandığınız tahtanın genişliğine bağlı olarak eğer çok küçük açılar seçerseniz, ayakkabınızın topuk ya da burnunun sürterek takılıp yere düşmenize yol açması tehlikesi vardır. Aynı şekilde eğer açıları gereğinden fazla büyütürseniz bu sefer de tahtanın kenarlarına basınç uygulayabilecek yeterlikte moment kolunu oluşturamazsınız. Dönüşleriniz zorlaşmaya başlar, gereğinden fazla yorulursunuz.

Duruş ortalaması (stance centering)

Duruş ortalaması, botlarınızın, tahtanızın tam ortasından geçen sanal eksene göre hizalanmış olması anlamına gelir. Bağlamalar o şekilde ortalanmış olmalıdır ki, topuk ve burun noktaları, tahtanın tam ortasından eşit uzaklıkta olsunlar. Bu inanılmaz derecede önemlidir. Eğer her iki bağlamanız da aynı kaçıklıkta ortalamışsa, yine de çok kötü sayılmaz, sadece bir tarafınıza doğru dönüşleri daha kolay yaparken diğer tarafa daha zor dönersiniz. Ama esas felaket, bağlamalardan birinin eksenel olarak yanlış yerleştirildiği durumlarda olur. O zaman dönüşleri birbirine bağlamakta son derece zorlanırsınız. Bağlamalarınızın nasıl ayarlandığına dikkat ederek özelikle başlangıçta bu tür bir zorlukla karşılaşmaktan kaçınabilirsiniz.

Duruş genişliği (stance width)

Her iki bağlamanın orta noktaları arasındaki uzaklık, duruş genişliğidir. Bu mesafe, genel olarak boyunuza bağlıdır. Satın aldığınız ya da kiraladığınız tahtanın varsayılan (default) deliklerini kullanarak bağlamalarınızı takmışsanız, duruş genişliğinin size uygun olmasının ön koşulu, tahtanın boyunun sizin için uygun olmasıdır ki, bu her zaman kesin olmayabilir. Geniş bir duruş aralığı, size daha fazla denge kazandıracak ama buna karşın dönüş geçişlerini zorlaştıracaktır. Tahmin edeceğiniz şekilde, daha ufak duruş genişlikleri de dengenizi azaltırken, dönüşlerinizi daha seri hale getirecektir. Diğer ayarlamalarda olduğu gibi bu da bir eniyileme sorunudur.