Uludağ İkinci Bölge

Uludağ'da birbirine hiç benzemese de aynı adla adlandırılan iki farklı kayak merkezi var. Bunlardan Uludağ denilince akla geleni, genellikle 1. bölge. Burada anlatmak istediğim ise 2. bölge. Birinci bölgeden ikinciye arabayla, yürüyerek ve kayarak ulaşmak olanaklı olmasına karşın, gelen ziyaretçilerin çoğu zamanlarını sadece bir tanesinde geçiriyorlar.
Uludağ'a ulaşım seçenekleri çok çeşitli değil. Bursa'da oturmuyorsanız, kendi arabanızla (mesela İstanbul'dan) gelmek istedğinizde, yakıt giderine ilaveten arabalı vapur / hızlı feribot ve mili park giriş ücreti ödemelisiniz ki zaten bunların toplamı, yakıt parasını geçecektir. Tur şirketlerinin günübirlik, haftasonu bir gece konaklamalı ve hafta için birkaç gece konaklamalı seçeneklerinden birisi ile tatil olmayan bir zaman dilimi seçmelisiniz. Buna karşın yine de ödeyeceğiniz para, ülkemizdeki çoğu kayak merkezinden daha yüksek olacaktır. Mekanik tesislerin tümü için geçerli bir kart satın alarak, bir sefer ücret ödemek ve pistlerin tamamını kullanabilme modeli (1. bölge için bir türlü uygulanamayan) ne yazık ki 2. bölge için de hayata geçirilebilmiş değil. Burada da girişimcilerin ayrı ayrı yatırımlarıyla kendiliğinden şekillenen bir sistem söz konusu.
İkinci bölgede yer alan 4, 5 otelin dışında şu an için fazlaca yapılaşma yok. Bu gerçekten hareketle, çevreye istemeden verilen zararın az olduğunu düşünebilecek iken, böyle olmadığını üzülerek görebiliyoruz: 5 yıldızlı otellerin önünden açıkta akan fosseptik suları, çöp ve atıkların rastegele çevreye saçılması ve karların erimesiyle birlikte ortaya çıkmaları bilinen konular. Bu çevre saldırısının meyvelerini hemen değilse bile bir süre sonra vereceğinden şüphe etmemeliyiz. Örneğin, BUSKİ su havzası kaynaklarına çok yakın bölgelerin artık (Sarıalan, Kaplıkaya dereleri) geri dönülmez ölçüde kirlendiği biliniyor. Yine de saydığımız olumsuzlukların gölgeleyemediği bir doğal güzellik de var ki, tek başına bu bile, doğaya amansız saldırıların ve işbilmezliklerin daha uzun yıllar devam edeceğini gösteriyor.
2. bölgenin pistleri, 1. bölgeden farklı olarak çok daha geniş bir alana yayılmış durumda ve dolayısıyla ortalama eğimler de bu sebepten daha düşük. Bununla birlikte, henüz pist olarak değerlendirilmeyen ama bu potansiyele sahip çok dik bolgeler de var. 2. bölgedeki en uzun pistlere ulaşan ve hat uzunluğu 1989 metre ile kendinden sonra gelen 1850 metrelik Ağaoğlu telesiyejinden daha uzun. Yine ikinci bölgede bulunan ve Kuşaklıkaya'ya ulaşan 1050 metrelik telesiyej de eklendiğinde bile, bu bölgenin potansiyelini kullanabilmek için gerekli mekanik tesislerin çok da yeterli olduğunu söyleyemeyiz. İkinci bölgedeki otellerin önlerinden Maden ve Beden Terbiyesi (BT) pistlerine gidebilmek için düşünülmüş, her biri ortalama 500 metre uzunluğundaki Monte Baia, Kartanesi, Karinna ve Mandıra teleskileri de gerek kapasite, gerekse teknoloji olarak özellikle haftasonları için yeterli değiller. Üstelik, bazı örneklerini diğer kayak merkezlerinde de gördüğümüz gibi, pistlerin bazı bölümlerinde ya da teleskilerin sonlandığı noktalarda, eğim az ya da ters yönde. İş makinalarıyla bir kısmı düzeltilebilecek olan bu hatalar belli ki, işletmecilerin çok umurunda değil henüz.
Maden (*) pisti
Uludağ'daki çok sayıdaki pist arasında, özel olarak anlatılmaya değer bulduğum bu pistten söz etmek istiyorum. Madene çıkan telesiyej çok modern (iniş ve binişlerde dörtlü sandalye, halattan ayrılarak yavaşlıyor) ve oldukça hızlı olmasına karşın bu uzun mesafeyi _zaman zaman da durarak_ 6 - 7 dakikada alıyor ve son kısımlarında hava koşullarına da bağlı olarak üşüyorsunuz. Kapalı kabinli olması durumunda daha konforlu olabilecek bu telesiyej, rüzgar ya da maliyet gerekçeleriyle üstü açık yapılmış.
GPS kaydıyla el edilen Maden telesiyeji güzergahına ve tipik bir iniş rotasına bu adresteki dosyayı Google Earth uygulamasında açarak bakabilirsiniz. İşletim ve bakım kriterleri söz konusu olduğunda, BT'ne ait diğer iki kişilik telesiyeje göre mükemmel durumda. BT telesiyeji ise, 1970'lerden kalma ve bakımlı olmadığı izlenimini veriyor. Çok yavaş hareket ettiği için, Maden rotasının yarı uzunluğundaki bir yolu daha da uzun bir zamanda kat ettiği de söylenebilir. Mecbur kalmadıkça, bu telesiyeji kullanmamakta yarar var, yetkililer can güvenliği konusunu da göz önüne alarak, bu telesiyeji derhal kapatmalı.
Maden pistinde, pist dışında rüzgarın şekillendirdiği ve kaymayı bir miktar güçleştiren bölgeleri işaretlemek düşünülebilir. Çanağın içinde kalan yerlerde işaretleme gerektiren çok sayıda kaymaya elverişsiz ya da tehlike yaratabilecek kısıma ilaveten özellikle ani bastıran sis nedeniyle yolunu kaybedecekleri engellemek amacıyla pistin Kuzey ve Kuzey-Doğu taraflarının işaretlenmesi (ya da bariyerlerle kapatılması) gerekiyor. Aksi takdirde, üzücü olayların önüne geçilmesi ne yazık ki mümkün değil.
Uludağ için ortalama bir kar kalınlığı verilse de, gördüğümüz kadarıyla, bu değer genellikle karın en çok yığıldığı ve rüzgarla savrulmadığı uygun bir yerinden alınıyor. Oysa 2. bölge, tamamen korunaksız dağ koşullarının etkisi altında ve bazı yerlerde (tıpkı Palandöken’de olduğu gibi) kar yerde tutunamıyor. Genel olarak Maden, pist dışında kaymak için uygun. Sadece, eğimin yeterli olduğu bir rotayı seçerek pistten ayrılmak gerekiyor. Aksi halde telesiyejin başlangıç noktasına yürümek gerekebilir. Gerçi karın batmadığı zamanlar için büyük bir sakınca değil. Tüm çanağın içinde, en alçak noktaya doğru karların altından akan ufak derelerin kenarlarına yaklaşırken, özelikle mevsim sonlarına doğru dikkatli olmakta da yarar var. Aynı şekilde hızla yaklaşırken farkedilmesi güç ve kar seviyesinin en üstüne kadar çıkmış taşlık kısımlar ve yüzeye yakın bitki örtüsü de tehlike yaratabilir. Buralarda kaymak isteyen herkesin mutlaka kask takması ve son derece dikkatli olmasında da yarar var.
(*) Uludağ'daki Wolfram madeninin halen Eti Bakır A.Ş. uhdesinde olduğunu, 1987'de verilen ruhsat süresinin 2018'de dolacağını belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanı Hilmi Güler, Maden İşleri Genel Müdürülğü kayıtlarında şirketin geçici tatil talebi bulunduğunu açıkladı. Şirketin 2004'te satışı yapılarak özelleştiğini anlatan bakan Güler, cevabında şu ifadelere yer verdi: 'Bursa ili dahilindeki wolfram sahasının ruhsat hakları Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürülğü'nün ihalesini kazanan Eti Bakır A.Ş.'ye devri 2006'da yapılmıştır. Saha halen bu şirketin tasarrufu altındadır. Söz konusu maden işletmesinde üretim 1989 yılında durdurulmuş ve tesisler 2004'te özelleştirilerek satılmıştır. Bu nedenle madenin işletilmesi ile ilgili değerlendirmelerin ruhsat sahibi özel sektör kuruluşu tarafnıdan yapılması gerekiyor. Ülkemizde Bursa-Uludağ, Elazığ-Kebandere-Soğanlıköy-Nallıziyaret, Çanakkale-Çakıroba-Hamdibey, Niğde-Gümüşler ve Yozgat-Akmağdeni yatakları en önemlileri olmak üzere toplam 28 yatakta wolfram cevherleşmeleri belirlenmiştir. Bu yatakların en önemlisi 1977'den 1989 yılına kadar işletilen Uludağ şelit yatağıdır. Bursa Uludağ'da görünür ton miktarı 5 milyon 629 bin 136 ton, muhtemel ton miktarı 4 milyon 967 bin ton, mümkün ton miktarı ise 3 milyon 788 bin ton olmak üzere toplam rezerv 14 milyon 384 bin 336 tondur. Dünya toplam rezervi 3 milyon 300 bin ton wolfram içeriği olarak, bunun 2 milyon 42 bin tonu işletilebilir rezerv olarak tahmin ediliyor. Türkiye wolfram rezervi 64 bin 149 ton wolfram içeriği olup, dünya toplam rezervinin yaklaşık yüzde 2'sine sahiptir. Dünya wolfram kaynaklarının yüzde 27.5'i gelişmiş ülkelerde, yüzde 15.2'si gelişmekte olan ülkelerde, yüzde 57.3'ü ise Çin ve Rusya'da bulunmaktadır.'
Labels: ikinci bölge, kartahtası, maden, Uludağ, wolfram

0 Comments:
Post a Comment
<< Home